Google

« Önceki |

14/5/2007

Dar boğazdayım, sıkıştım...



Sınırlarda yaşamaktır asıl emelim ancak uçurumdan düşerim diye de korkarım bir an. Sonra geri bir iki adım atar düşünürüm hayatın inceliklerini ve yaşanılabilirliklerini... Aklıma gelmez geçmişte yaşananlar ve gelecekte yaşanacak olanlar... Şimdiden bile feragat edip bir boşluğa bırakırım kendimi... Sonra sen gelirsin gözümün önüne ve olmamışlıklar. Bu aslında bir fırsattır, yeniden yeniden doğuşa açılan bir kapıdır. Beyin zorunlu emirler vermeye ve sinirler titremeye başladığında, ateşin çıktığında anlarsın bu hali... Gelip geçici olduğunu bildiğin halde mazoşistliğin tutar bir an, acı zevk vermeye başlar, kalbin yerinden çıkacak gibi olur. Zamanı durdurmak istersin ancak o da olmaz. Tek çare kalır sonunda o da nefessiz kalmak, hissizleşmek ve hissetmemek sonsuza kadar. Tek geçerli çözüm, ne kadar realist olmasa da ne kadar kaçamak olsa da...

Aklına diğer dünya gelir, bilirsin ki burada misafirsin, gelenlerin hepsi göçmüş, bazısı iz bırakabilmiş bazısı toz bile olamamış. O an aklında ne yar ne yaran kalır. Sadece Yaratıcının o ilk kutsal anda kulağına fısıldadığı nağmeler vardır kulağında ve çınlamaktadır. Herşey bir film şeridi gibi geçmeye başlar gözünün önünden, umursamamazlık edemezsin zira yaşanmışlıkların sahibi de sorumlusu da sensindir. Ne kadar iyilik yapsan da görünmez bunlar, bir kalemde silinmiştir... Aleni olan sadece yaşatılan mutsuzluklardır bir bakıma... Umursamazsın başta ama onlar seni bir gölge gibi takip ederler. Umursamamaya devam edersen de karanlık bir köşe başında sıkıştırırlar seni. O an en azılı mafyayla tanışırsın, ismi vicdandır. Sen ne kadar gerçeklerden kaçsan da her daim yanındadır, beriki köşededir, hazır kıta beklemektedir.

Tüm bunları bilip de hala hayata küskün durmak, bu da olmadı deyip sürekli ardına bakarak boşuna çabadır ve gereksiz detaylardır. Bu detayları atlayıp hayatın güzelliklerini görebilmek de bir kadırgalıda olandan daha büyük cesaret ister. O cesarete sahip olan insan da hayata kocaman bir kitap bırakıp gider ki sonsuza kadar okunsun...

12/5/2007

Aslolan ideallerdir



İnsan arkasına dönüp baktığında birşeyler bırakmak hayata bir mürekkep tanesiyle dokunmak ister aslında. Ama bu kimisinde kitleleri, kimisinde üç beş kişiyi kimisinde de kahvehane köşesinde hergün sohbet edilen kişileri geçmez. Önemli olan ideallerin ne ölçüde anlatıldığı değil, onlara uygun hareket edilebildiğidir. Zira idealler biraz nazlı ve yaramaz çocuklara benzerler, kızdırdığınız anlarda kaçıp bir daha size geri dönmeyebilirler. Bir de olmadığı kadar kıskançtırlar. Başka bir sevgi istemezler sahiplerinin yüreğinde. Oldu mu yine küserler hem de bir daha dönmemecesine. İdeal aslında ruh taşıyan bir varlıktır. O da acıkır, onun da uykusu gelir, o da temel ihtiyaçlarını karşılamak ister. Hep muhtaçtır bir çocuğun annesine her daim muhtaç olduğu kadar. Beslemezseniz, yedirmezseniz dayanamaz oracıkta canverirler bir daha ayılmamacasına.

İnsan hayatının en önemli evreleridir genlik yılları ve ideallerin de büluğ çağına rastlar bu dönem. İki taraf da haddinden fazla hareketli ve hararetlidir olaylara karşı. Hemen tepki koymak, sesini duyurmak isterler. Sonunda ölüm dahi olsa fikir beyan edilmeli, gerekiyorsa uğrunda sabahlara kadar ve hatta gözlerden yaş gelene kadar çalışılmalıdır.

Konusunda hassas olmaktır mühim olan şey, gereken hassasiyeti abartmak onla yatmak onla kalkmaktır aslolan. Hayatı bir kenara itmek, yarı yaranı, anayı babayı unutmaktır yeri geldiğinde... Gidilecek yol dikenli, sarp kayalarla çevrilidir. Etrafta idealisti yıldıracak birçok engel mevcutken bile eğer idealist yoluna devam etme yolunda kararlıysa, yoldaki dikenler gül tomurcuğu, sarp kayalıklar ise kırmızı halıya dönüşür. İşte o an en zor dönem başlar ki, idealist vehamete kapılıp da yolundan, fikrinden sapmasın, bir kere dahi arkasına dönüp de yar yaran aramasın.



NOT: İdealist, düşündüğünde kan durur, kalp çarpmaz, yürek yerinden fırlayacak gibi olur. Gerektir ki bu yolda kararlı olmak, bu yolda ölmek. Ölmek kelimesinin de cepheden sonra en şeref duyduğu yer burasıdır.



11/5/2007

Bir çay molası verin

Bir Çay Molası Verin

 

Her şey trenden gidenin arkasından el sallamak kadar zor değildir hayatta. O anın ruhta oluşturduğu zayiatın boyutu ölçülemez ancak hayat yine de devam etmektedir bir şekilde. Olaylar üst üste binse de hayat ayağımızın altına bir taş koysa da bir kez daha kalkıp ben buradayım demektir erdemin ta kendisi. Zira yaşanmışlıklar hakkında duyulan pişmanlıkların insana katacağı birkaç tecrübeden ibaret zerzevattan başka bir şey değildir kanımca. Dünyanın yaşanılası bir yer olduğunun farkına varan ilk insan Adem’den beridir ki hayat her şeye rağmen güzeldir. Çekilen acıların olgunlaştırdığı insan oğlunda bunların fazla kafaya takılması da kayışların kopmasına neden olur ana fikri de okunan paragraftan çıkarılacak en önemli derstir.

Denilmesi anlaşılması gereken geçmişten ders almak ancak pişmanlık duymamaktır. Hem akla hem kalbe  zararlıdır bilhassa. Denilenler her ne kadar yemek tarifi veya bir matematik problemi kadar açık değilse de yaşanılan tecrübelerle sabittir vesselam. Eğer siz de ömrün geçişini sadece seyreylemekle kalıyor dünyada küçük bir emare dahi bırakmak istiyorsanız. O zaman sizi hayatla baş başa bırakıyorum. Çünkü ben başka boyuttan kendi yarattığım dünyamdan bahsediyorum.

Bu dünyada gelenlere çaylar ısmarlanıyor, sohbet ediliyor, bir şeyler üretiliyor ancak hiçbir şeyden pişmanlık duyulmuyor haberiniz ola.  

7/5/2007

Sen de herkes gibisin



Çekilen acıların unutulduğu ve ayakların yere basmaya başladığı zaman dilimi çok önemlidir insan için zira artık yaralar kapanmaya başlamış, gerçekler görülmeye başlamıştır. Gökyüzünde bulutlar belki öncesi kadar anlamlı değildir veya sahilde çay içerken denizi seyreylemek ancak yine de yaşam devam etmektedir. Artık geçmiş sadece düşlere taşınmış merak ve çarpıntı duyguları geçmiştir. Vücut normal seyrine dönmüş, yenilen yemekler tat vermeye başlamış, eski geyik muhabbetler tat vermeye başlamıştır. Yeni planlar dahi yapılır olmaya başlamıştır bu dönemde tabi bunun yanında bazı yeminler de beraberinde gelir. Geçmiş lafı artık cümlelerin ilk ve başrol kelimesidir. Geçmiş der dil ancak buna içten içe itiraz eden bir yürek...

Belki de tadılan ilk duygulardır bunlar hiç bir daha tadılmamak üzere... Emanet duygular bunlar alınır ve teslim edilirdi gönül sahibine tam güvenle... Sonrası mı? Sonrası karşı tarafın vicdan ve merhamet çizgisinde insaf duygularına kalıyordu. Sogrulanamıyor, yargılanamıyor sadece ümit ediliyordu. Bunun adı literatüre sadakat diye geçiyordu. Sahibine de sadık...

Kendinden geçen gönül ve duygular toparlandığında tek bir şey belirirdi gözlerde ve gönlün ta derinlerinde... Dil o zaman anlatacaktı ama buna gönül karşı çıkacaktı. Heyhat diyecekti gönül heyhat. Çektiği acıların hepsi boşa gitmiş, güven duyduğu dağlara kar yağmıştı. Sırtından vurulmuştu belki de. Dil, sen de herkes gibisin dediğinde de herşey bitecekti. Başka söze gerek kalmadan, duygusuzca, sendeleyerek...



Simurg.

eXTReMe Tracker


oyun komedi sohbet Site Ekle TOPlist web hosting internetsiteleri.com Bloglar Alemi Blog Flux Directory Şiir Edebiyat Siteleri
48x22 boyutunda banner kodu